Silent Hill 2
Bir oyun serisinin, özellikle de başarılı ve derinlemesine bir hikayeye sahip olan survival – horror oyunlarının, adaptasyon sürecinde neden önemli oranda değişikliklere uğradığını anlamak zor değildir. Özellikle de orijinal konsept ve tema korunmadan yapılan uyarlamalar, genellikle hayranların ve eleştirmenlerin tepkisini çekmektedir. Peki, bir yapımcı neden bilerek veya bilinçsizce bu kadar ciddi bir kaymaya gider? Bu sorunun cevabını ararken, Silent Hill 2 öyküsünün film uyarlaması üzerinden örnek vermek, hem öneride bulunmamızı sağlar hem de durumu netleştirir. Silent Hill, temelinde James’in hikayesini anlatmayı amaçlar, fakat büyük ölçüde orijinal oyundan uzaklaşmış ve aslında temellerini sarsmıştır.

Silent Hill 2’nin ana temasını anlamak ve doğru kavramak, oyunun başarısında belirleyici faktördür. Oyunun merkezinde yatan konsept, suçluluk, pişmanlık ve gerçeklik ile bilinçaltı arasındaki karmaşık ilişkilerdir. James’in hikayesinde, aslında kendi içsel dünyasıyla yüzleşmesi ve suçluluk duygusunun baskısıyla mücadele etmesi yatar. Oyunun anlatımı, bu duyguları ve arzuları semboller ve psikolojik detaylar aracılığıyla aktarır. Film ise, bu derin anlatımı sığlaştırıp, gerçek anlamından uzaklaştırarak, adeta bir kara mizah haline getiriyor. James karakterini, aslında ‘iyi çocuk’ gibi göstermek yerine, onun iç dünyasındaki çatışmayı ve karmaşık psikolojiyi yüzeysel hale getirip, masumiyet masalına dönüştürüyor. Mary karakteri ise, semboller ve döndürmelerle, oyundaki anlamını tamamen değiştirilmiş bir rolde karşımıza çıkarılıyor, bu da hikayenin anlam bütünlüğünü ciddi anlamda zedeler.
İşte burada en büyük sorun ortaya çıkar: Oyunun temel temasını yerine getirmeyen ve hatta tamamen tahrip eden bu değişiklikler, hem anlatımı bozar hem de karakterlerin ve olayların anlamını saptırır. Oyun, karanlık ve korku dolu bir atmosfer içinde, kabus ve gerçeklik arasındaki sınırı kaldırmadan, her öğeyi bu temalarla uyumlu şekilde tasvir eder. Ancak film, bu bütünlüğü ve atmosfere zarar vererek, Silent Hill kasabasını sanki gündelik yaşamın başka bir parçasıymış gibi gösteriyor. Üstelik, orijinalde anlam yüklü olan canavarlar ve karakterler, filmde anlamdan uzak ve sıradan hale getirilmiş. James’in ressam olması, onun içsel dünyasını temsil etsin diye kullanılırken, filmde bu detay yalnızca bir görsel unsur olarak kalmış ve hikayeye anlam katmaktan uzaklaşmıştır.

Orijinal oyunda canavarlar ve kabus sahneleri, şiddetli semboller ve atmosfer bağlamında derin anlamlar taşır. Ancak film bu atmosferi iki adım öteye götürüp, CGI efektlerle gereksiz ve zorlama korku sahneleri yaratmaya çalışır. CGI’ların kalitesi ve sahnelerin doğallığı, orijinalin bıraktığı korkutucu ve gerçekçi havadan çok uzak kalır. Üstelik, zaman zaman hikayenin akışını kopartan, anlamsız ve gereksiz detaylara sahip olur. Son olarak, zaman yolculuğu gibi uçuk kaçık isimlerle ve klişe motiflerle hikaye, aslında kendisiyle çelişen, kafa karıştırıcı ve tutarsız bir sona ulaşır. Bu da, oyunun derin ve anlamlı sonunu tamamen itibar etmez hale getirir ve yapımcıların ne kadar cahil ve bilgisiz olduğunu gözler önüne serer.
Geçmişte çokça kötü uyarlama örneği görüldü, ancak bunların çoğu en azından oyundan farklı olmaya çalışan, yeni ve özgün detaylar eklemeye çalışan projelerdi. Return to Silent Hill ise, tamamen orijinal oyunun ruhunu ve ana hatlarını yok sayan, adeta onun tam tersini yapmak isteyen, bilinçli bir şekilde zarar veren bir projedir. Bu yapımda, hep birlikte görebiliriz ki, gerçek anlamda kötü niyetli ve bilinçli bir şekilde, oyunun temasını ve atmosferini yok eden bir çaba söz konusudur. Bu nedenle, bu film sadece görsel açıdan değil, hikaye ve tema açısından da tam anlamıyla başarısızdır. Ayrıca, orijinal oyunun edebi ve psikolojik derinliğiyle karşılaştırıldığında, ortaya çıkan ürün saf kötülük ve cahillik timsali olmaktan öteye gidememektedir.

Not ve Eleştiri: Bu film, oyunun mükemmel senaryosunu ve anlatımını tasfiye etmeye yemin etmiş, oyunu anlamayan ve saygı göstermeyen ekipler tarafından hazırlanmıştır. Oyun hayranlarının ve eleştirmenlerin kalbinde önemli bir yer tutan, derin ve anlamlı hikayesini ciddi anlamda zarar vermektedir. Bu nedenle, filmin aldığı notun, oyunun değerine kıyasla büyük bir hayal kırıklığı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Yönetmenin Christophe Gans olduğu bu yapım, adeta oyunun ruhunu ve özünü yok etmek amacıyla, bilinçli ve kasıtlı bir tercihin sonucudur.




